Photo Photo Photo Photo

Eyvah! gözyaşları karlı dağlara düştü…
Umutlarımı söndürdü yüreğimi üşüttü.
Dokunmayın kuruyan yapraklarıma,
Savurmasın onları esen fırtına,

Bir sen kalmıştın inandığımız, güvendiğimiz.
Bir sen kalmıştın her daraldığımızda nasıl olsa “O” var diyebildiğimiz.
Bir sen kalmıştın ve bir sen hiç değişmemiştin etrafında rüzgârgülü gibi her yöne dönüp duranlara inat.

Üşümeyi senle öğrendi,köşklerde oturanlar
Kabrine bakıp utansın,kuş tüyünde yatanlar

Hayatın gibi sade,tacettin dergahında
Kırmızı kardelen oldu,kanın karlı dağlarda

EY YIGIT!..
Maras'in zirvesinden
Destanini okudun
"Kilimin desenleri"ni
Sen,yeniden dokudun..

Muhsin Yazıcıoğlu, açıkçası bu devrin adamı değildi.

Mostar’da, Buna nehrinin doğduğu sarp, yalçın kayaların üstünde Bulagay Tekkesi vardır. Tekke’nin üst katındaki bir oda Alperen Sarı Saltuk’un türbesine tahsis edilmiştir. Huşû içerisinde türbeyi ziyaret ederken oğlum, ‘Günümüzde de alperenler yaşıyor mu?’ diye sordu. ‘Elbette Mustafa’ diye cevap verdim; ‘Muhsin Yazıcıoğlu amcan var ya...’

Bir mucize bekledik; iki gün önce helikopterleri düşen, karla kaplı dağlarda kaybolan Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının sağ salim bulunacaklarını umduk.
Bu satırlar yazılırken gelen son haber, kaza yerine ulaşıldığı, beş cesedin bulunduğu, sağ kaldığına ihtimal verilmeyen altıncı kişiye ait cesedi arama çalışmalarının ise devam ettiği yönünde.

Helikopter kazasında yaşamını yitiren BBP Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun ardından
çok şey yazıldı çizildi. bazıları anılarını anlattı bazıları düşüncelerini. Bütün yazılanlardan iki tanesi çok ilgimi çekti. Önce sizlere bunları sunalım. Prof. Süleyman Ateş yazısında bir toplantıya daveti edilen Muhsin Yazıcıoğlu’nun konuşmasından alıntılar yapmış.

Milletimizin beka sorunu yaşadığı dönemlerde aldığı yüksek sorumluluk ve inisiyatif; ülkü ve kader birliği yaptığı dava arkadaşıyla beraber verdiği eşsiz mücadele ile meşakkat, çile ve şerefle dolu aziz hatıraları gönüllerimizde ilelebet yaşayacaktır.

Muhsin Yazıcıoğlu, 1954 yılında Sivas'ın Sarkışla ilçesi Elmalı Köyü'nde bir çiftçi ailesinin oğlu olarak doğdu. İlk ve orta öğrenimini Şarkışla'da yaptı.

iLK karşılaşmamız biraz gergin geçmişti. Biraz gençlik, biraz önyargı,yetiştiğim "katı sol görüşü aile", ne derseniz deyin. Muhsin Yazıcıoğlu ile o ilk yemekte hiç anlaşamamıştık. Gecenin sonuna doğru kalabalık dağılırken, ilginç ve hoşsohbet bir adam olduğunu kendi kendime bile itiraf etmeye çekinmiştim. "Beni anlamaya çalışmıyorsunuz" demişti ayrılırken, "Ben bir kuşağı temsil ediyorum, bir dönemin mağduru, bir dönemin mazlumuyum."

Muhsin Yazıcıoğlu siyaset yapma biçimi ve kişiliği ile saygı duyulan bir liderdi. Kimilerine göre bir faşist, kimilerine göre ise önemli bir devlet adamıydı. 12 Eylül'den sonra 5.5 yılını hücrede olmak üzere 7.5 yılını Mamak Cezaevi'nde geçirmişti. Üstelik daha sonra cezaevine girmesine sebep olan davadan da beraat etmişti.

Tarihi düşman Çin zalimlerinin, en rezil kötü emelleri için; saçlarından yolarak Çin Seddi içine götürmekte olduğu milyon milyon Uygur Türkleri kızları ağlıyor. Kendilerini Çin nehirlerine atmakta olan masum güzel fidan gibi kızlar ağlıyor, goncalar ağlıyor. Altay, Pamir boylarında demir kafeste aslanlar ağlıyor. Bozkurtlar ağlıyor...

Doğudan gelip batıya akan kervanın yiğit delikanlısı...
Doğudan bir güneş gibi doğan, batıda bir şimşek gibi parlayan milletin “serdengeçti” süvarisi...
Anadolu’ya bir Alperen “zarfı” ile inen ve Viyana’ya bir “Akıncı” “mazruf”u ile yükselen misyonun “serhat”lısı...
Anadolu’nun “örnek” delikanlısı...

"Çok soğuk, üşüyorum" demiştin ya hani şiirinde, hatırlarsan...
Oy!.. Ben yanam!.. Ben yanam!.. Ben yanam da sen ısınan!..
Vay aslanım!.. Vay yiğidim!.. Vay ki vay

1972'de Millî Eğitim Şûrası orta kısımlarını tırpanlayıncaya kadar imam-hatip okullarında genellikle iki grup öğrenci bulunurdu. Bir grup, ibadetinde, kurallara saygılı ve derslerine ağırlık veren öğrencilerdi.